İçeriğe geç

İran’ın nüfusu kaç 2025 ?

Kayseri Otogarında Duyduğum O Cümle

Kasım ayının ayazı Kayseri’nin sokaklarına çökmüştü. İnsan bazen doğduğu şehirde bile kendini misafir gibi hissediyor. O gün öyleydim işte. Cumhuriyet Meydanı’ndan yürüyüp otogara kadar gelmiştim. Canım sıkkındı. İçimde tarif edemediğim bir ağırlık vardı. Sanki herkes bir yere yetişiyor ama ben olduğum yerde çakılı kalıyordum.

Otogarın içindeki küçük çay ocağında otururken karşı masada Farsça konuşan iki adam dikkatimi çekti. Yüzlerindeki yorgunluk hemen anlaşılıyordu. Biri sürekli telefonuna bakıyor, diğeri çayını karıştırıyordu. İnsan bazı bakışlardan memleket özlemini anlayabiliyor. Ben anlamıştım.

Çaycı abi onların İranlı olduğunu söyledi. “Ticarete geliyorlar ara sıra,” dedi.

Nedense içimde tuhaf bir merak oluştu. Çocukluğumdan beri İran bana uzak ama gizemli bir ülke gibi gelirdi. Şiirleri, eski sokakları, kalabalık şehirleri… Hep bir film sahnesi gibi düşünürdüm.

Telefonumu çıkarıp bir şey araştırırken aklıma ansızın şu soru geldi: İran’ın nüfusu kaç 2025 yılında?

İnternette yazana göre İran’ın nüfusu 2025 itibarıyla yaklaşık 90 milyon civarına yaklaşmıştı. O sayıyı görünce bir an durup düşündüm. Doksan milyon insan… Her birinin ayrı derdi, ayrı hikâyesi, ayrı özlemi vardı. O an karşı masadaki adamların sessizliği bana daha ağır geldi.

Bir ülkenin nüfusunu rakam olarak görmek kolaydı ama o rakamların içinde kaç tane kırık kalp vardı, kaç kişi sevdiğinden uzaktı, kaç genç benim gibi geceleri tavana bakıp hayatını düşünüyordu?

İnsan bunları düşününce boğazı düğümleniyor.

Babamın Sessizliği Gibi Bir Sessizlik

Babam duygularını belli etmeyen bir adamdır. Ben hiç ona benzememişimdir. Ben hissettiğim şeyi saklayamam. Üzülüyorsam suratım düşer, seviniyorsam kahkaha atarım. O yüzden günlük tutuyorum zaten. İçimde birikenleri başka türlü taşıyamıyorum.

O gece eve döndüğümde defterimi açıp uzun uzun yazdım.

“Bugün otogarda iki İranlı adam gördüm,” diye başladım.

Sonra durdum.

Birden aklıma çocukluğum geldi. Babam yıllar önce tekstil işi için İran’a gitmişti. Döndüğünde bana küçük bir tesbih getirmişti. Hâlâ çekmecemde durur. O tesbihin kokusu bile başka gelirdi bana. Sanki uzak bir ülkenin yalnızlığını taşıyordu.

İşte o gece çekmeceyi açıp tesbihi elime aldım. İnsan bazen küçücük bir eşyanın içinde yıllar önceki duygularını buluyor.

Camdan dışarı baktım. Kayseri’nin gece lambaları titriyordu. Kar henüz yağmamıştı ama hava kar kokuyordu. İçimde de aynı hava vardı; yağmaya hazır bir şeyler…

Bir Otobüs Yolculuğunda Öğrendiğim Şey

Sevgili Flykids ziyaretçileri, bugün “İran’ın nüfusu kaç 2025” konusunda bilinmesi gerekenleri ele alıyoruz.

Bir hafta sonra Ankara’ya gitmek için gece otobüsüne bindim. En arka koltuklardan birindeydim. Kulaklığım takılıydı ama müzik dinlemiyordum. Sadece insanlardan uzak görünmek istiyordum.

Yan koltuğa orta yaşlı bir adam oturdu. Bir süre sessiz kaldık. Sonra nereli olduğumu sordu.

“Kayseri,” dedim.

Gülümsedi. “Ben Tebrizliyim,” dedi.

İşte yine İran.

Hayat bazen aynı kelimeyi önüne tekrar tekrar çıkarıyor. Belki bir şey anlatmaya çalışıyordur.

Adam Türkçeyi hafif aksanla konuşuyordu ama çok sıcak biriydi. Sohbet ilerledikçe ailesinden bahsetti. Oğlu mühendis olmak istiyormuş. Kızı resim çiziyormuş. En sonunda derin bir iç çekip şunu söyledi:

“Kalabalık ülkelerde insan daha az yalnız olur sanıyorlar.”

Bu cümle içime oturdu.

İran’ın nüfusu kaç 2025 diye araştırınca karşımıza çıkan o milyonlarca insanın aslında tek tek yalnızlıklar taşıdığını düşündüm. Belki Tahran’da bir genç şu an benim gibi gece otobüsünde camdan dışarı bakıyordu. Belki o da hayatının nereye gittiğini anlamaya çalışıyordu.

İnsanlar birbirine sandığından daha çok benziyor.

Tahran Hayalim

Ben hiç yurt dışına çıkmadım. Ama bazen gece olunca internetten şehir videoları açıyorum. Tahran sokaklarını izliyorum. Kalabalık caddeler, trafik, ışıklar, yürüyen insanlar…

Bir şehirde milyonlarca insan yaşaması bana hem etkileyici hem korkutucu geliyor.

Kayseri’de bazı sokakları ezbere bilirim. Hangi simitçinin sabah erken açıldığını, hangi parkta akşamları sessizlik olduğunu bilirim. Ama Tahran gibi bir yerde kaybolurdum herhalde.

Yine de içimde tuhaf bir istek var.

Kaybolmak istiyorum galiba biraz.

Çünkü insan bazen aynı hayatın içinde çok uzun süre kalınca nefes alamıyor. Her gün aynı kahve, aynı sokak, aynı problemler… Sonra bir gün başka ülkelerin nüfuslarını araştırırken bile aslında kendi yalnızlığını düşündüğünü fark ediyorsun.

Ben bunu fark ettim.

Annemin Çayı ve Haberler

Tavsiye Ettiğimiz İçerik: İran'ın neyi meşhurdur ?

Annem akşam haberlerini izlemeyi çok sever. Geçenlerde yine televizyon açıktı. İran’dan bahsediyorlardı. Ekonomi, siyaset, kalabalık şehirler…

Annem mutfaktan seslendi:

“Oğlum bu İran çok kalabalık yer değil mi?”

“Evet,” dedim. “2025’te nüfusu yaklaşık 90 milyona yaklaşmış.”

Sonra annem hiçbir şey demeden çayı karıştırmaya devam etti.

Ama nedense o sahne beni duygulandırdı. Çünkü hayat bazen inanılmaz sıradan anların içine ağır duygular saklıyor. Çayın sesi, televizyon ışığı, dışarıdaki soğuk…

Bir anda dünyanın ne kadar büyük olduğunu düşündüm.

Kayseri’de küçücük mutfakta otururken İran’daki milyonlarca insanın hayatını düşünmek garipti. Belki o sırada Tebriz’de bir anne de oğluna çay koyuyordu. Belki o da gelecek kaygısı taşıyordu.

İnsanların korkuları birbirine çok benziyor.

Gece Yürürken Hissettiğim O Şey

Geçen gece yürüyüşe çıktım. Hava o kadar soğuktu ki nefesim buhar oluyordu. Kulaklığımda eski bir şarkı çalıyordu. İçimde yine o tanıdık his vardı; yetişememişlik…

25 yaşındayım ama bazen hayatı kaçırıyormuşum gibi hissediyorum.

Arkadaşlarım evleniyor.

Bazıları başka şehirlere taşındı.

Bazıları çoktan hayata karıştı.

Ben hâlâ geceleri uzun yürüyüşler yapıp kendi içimde kayboluyorum.

Tam o sırada otobüste tanıştığım İranlı adamın sözü aklıma geldi:

“Kalabalık ülkelerde insan daha az yalnız olur sanıyorlar.”

Hayır.

Olmuyor.

İran’ın nüfusu 2025 yılında kaç olursa olsun, Türkiye’nin nüfusu ne kadar artarsa artsın, insan bazen milyonların içinde bile tek başına hissedebiliyor.

Bunu kabul etmek can yakıyor.

Ama bir yandan rahatlatıyor da.

Çünkü yalnız hissetmenin sadece bana ait olmadığını anlıyorum.

Defterimin Son Sayfasına Yazdığım Cümle

Dün gece günlüğümün son sayfasına şunu yazdım:

“Bir ülkenin nüfusu rakamlardan oluşmuyor. İnsanlardan oluşuyor.”

Bu cümleyi yazınca uzun süre kaleme baktım.

İran’ın nüfusu kaç 2025 diye başlayan basit bir merakın beni neden bu kadar düşündürdüğünü o an anladım galiba.

Çünkü ben aslında insanları düşünüyordum.

Göç edenleri…

Özleyenleri…

Kaybolanları…

Yeni bir hayat kurmaya çalışanları…

Kalabalık şehirlerde sessizce ağlayanları…

Ve umut etmeye devam edenleri…

Umut garip bir şey. İnsan bazen hiçbir sebep yokken bile içinde küçücük bir umut taşıyor. Ben de taşıyorum. Belki bir gün gerçekten İran’a giderim. Tebriz sokaklarında yürürüm. Bir çaycıda oturup insanları izlerim.

Belki o zaman bugün hissettiğim şeyleri yeniden hatırlarım.

Belki de insan büyüdükçe şunu öğreniyor:

Dünya çok büyük ama duygular birbirine çok benziyor.

Sonbaharın İçimde Bıraktığı Şey

Kayseri’de sonbahar hep hüzünlü geçer. Ağaçlar sessizce sararır. Akşam erken olur. İnsan eve biraz daha kırgın döner.

Ben bu mevsimde daha çok düşünüyorum.

Bazen yatağa uzanıp tavana bakıyorum sadece. Geleceği düşünüyorum. Kendimi düşünüyorum. Sonra bir yerde İran’ın nüfusu 2025 yılında ne kadar olmuş diye okuduğumu hatırlıyorum.

Ve garip şekilde içim burkuluyor.

Çünkü mesele rakam değil aslında.

Mesele şu:

Bu dünyada milyonlarca insan aynı anda umut etmeye çalışıyor.

Aynı anda korkuyor.

Aynı anda seviyor.

Aynı anda özlüyor.

Bunu düşününce kendimi biraz daha az yalnız hissediyorum.

Belki de insanın ihtiyacı olan şey tam olarak budur.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
https://www.anaokulu.org https://rangetravel.com.tr https://promatareklam.com.tr Sitemap
elexbet yeni giriş adresibetexper.xyz